26 Ağustos 2019 Pazartesi

Yeni yaşın kutlu olsun...

26 AĞUSTOS 1924


Milli mücadelemizin 100. yıldönümü dolayısıyla tarihimizde zaferlerle dolu olan Ağustos ayında Ankara’yı ziyaret ettim. Amacım Anıtkabir başta olmak üzere Cumhuriyet tarihimizin başlangıcına yolculuk yapmaktı.

Ankara’da Cumhuriyet tarihimiz yakından ilgilendiren 1. Meclis ve 2. Meclis’i, ardından Kurtuluş Savaşı Müzesini ziyaret ettim.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; ‘Savaş, hayati ve zaruri olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye düşmedikçe, savaş bir cinayettir.’  tanımlaması, 1919-1922 yılları arasında yaşanan Kurtuluş Savaşı’nı özetler. Türk milleti, ülkesini ve benliğini tamamen kaybetme tehlikesiyle karşılaştığı an (13 Kasım 1918) Atatürk, yakın geleceği sezen ve yetkileri elinden alınan genç bir komutan olarak ‘Geldikleri gibi giderler.’  sözünü söyledi. Bu söz, kendine güvenen bir lidere aitti ve Atatürk öngörülerinde haklı çıkıp 2023 yılında ilk yüzyılını geride bırakacak çağdaş bir ülke yarattı.

Bağımsızlık yolunda savaşmak kadar önemli bir diğer konunun yeni bir Cumhuriyet kurduktan sonra ekonomik savaşı da kazanmak olduğunu gözlemledim.

Ziyaret Planımda olmadan karşıma çıkan değerli ve özel bir müze...

İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi

Milli Mücadelemizin 100.yıldönümünde Ankara Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi’nin ziyaret etmek benim için büyük bir kazanım oldu.

Milli Mücadelenin 100. Yılı isimli sergi, müzede dolaşırken ülkesinin tarihini araştıran ve okuyan bir Türk genci olduğum halde yeni bilgiler edinmemde çok faydalı oldu; bu bilgileri destekleyen daha önce hiç bir yerde yayınlanmamış Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihine ait fotoğraflar beni çok etkiledi.

İş Bankası’nın Ankara Ulus / Altındağ’da 3. Genel Müdürlük binasında bulunan müzesi 6 katlı ve her katında farklı konular işlenmiş. Müzenin zemin katında Türkiye İş Bankası’nın kuruluş döneminden günümüze kadar gelişiminden bahsedilmekte;

1. Katında 1912-1913 Balkanlar Savaşı, 1914-1918 Büyük Harp ve 1918-1919 Mondros Ateşkes Antlaşması konulu sergiler ile tarihsel gelişimi ile ele alınmış.
2. Katta ise Mütareke Başkenti özetlenmiş,
3. Kat ise 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasıyla başlayan Milli Mücadele ve Milli Mücadelenin 100.yılına ayrılmış,
4. Katta üç cephede düzenli ordu,
5. Katta Diplomasi Savaşı, 6.katta ise Cumhuriyet’in kuruluşuna ait eserlerin bulunduğu sergi tarihimize ışık tutuyor.

Müze içerisinde  İş Bankası’nın kurulduğu günden itibaren Genel Müdürlük ve önemli şubelerinin bina maketlerini de gördüm; müzede Cumhuriyetin ve İş Bankasının tarihine mini bir yolculuk yaptım.

Cumhuriyet döneminin ilk ulusal bankası olan Türkiye İş Bankası, Atatürk'ün direktifleriyle İzmir Birinci İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda 26 Ağustos 1924 tarihinde kuruldu. İş Bankası Celal Bayar'ın  liderliğinde iki şube ve 37 personel ile hizmete başladı. Nominal sermayesi 1 milyon TL'ydi. Bu sermayenin fiilen
ödenen 250 bin TL'lik bölümü ise bizzat Atatürk tarafından karşılandı.

Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi ziyaretimde tarihten günümüze yolculuk yapmanın yanı sıra  Cumhuriyet Tarihimizdeki başarılara ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e olan hayranlığım arttı; dönemin gazetelerini inceledim, dönem içerisinde kullanılan telefonlardan başlayarak teknolojinin gelişimi ile kullanılan tüm banka aletlerini de gördüm, İş Bankasının 95 yıl içinde kullandığı reklamları inceledim, böylelikle İş Bankası’nın gelişimini net bir şekilde anlamış oldum.
İş Bankasının 95. Yaşını kutladığı bu doğum gününde hepinize Ankara’da ki bu bilgi dolu ve keyifli müzeyi ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Daha nice yıllara doğum günün kutlu olsun İş Bankası...



10 Ağustos 2019 Cumartesi

ANKARA’DA YAVAŞ YAVAŞ DEĞİŞİM RÜZGARLARI




                               Pembe gökdelenin sağ köşesinde Anıtkabir'i görebiliyor musunuz?

Ankara, 1920 yılından günümüze modern Türkiye’nin başkentidir. 5000 yıllık insanlık geçmişi olan Ankara, Anadolu’nun ortasında yer aldığı için kurulan medeniyetlere ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin ikinci en büyük şehri olan Ankara’da beş milyona yakın insan yaşar ama Ankara çevresindeki yerleşim birimleriyle beraber bu sayı 6 milyona yaklaşır. Ankara, Türkiye’nin kalbidir ve  İç Anadolu Bölgesi’nin en kalabalık ilidir. Kuzeyinde Çankırı ve Kırıkkale, batısında Bolu ve Eskişehir, güneyinde Konya ve doğusunda Aksaray ve Kırşehir illeri ile komşudur. Ankara’nın il sınırları Fransa’nın ülke sınırlarına benzer bir altıgen görünümündedir.

Ankara ismi, Frig dilinde 'Angora',‘Gemi Çıpası’ anlamındadır. Ayrıca Ankara’da yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında Roma İmparatorluğu hakimiyetinde kullanılan bozuk paralar üstünde gemi çıpası simgesi olduğu ortaya çıkarıldı. Bu nedenden dolayı Ankara’daki Türk Varlığı döneminde ve günümüzde şehrin ismi her zaman Ankara olarak kaldı. 
Bir dönem batılı ülkeler Ankara’yı Angora ismiyle anmakta ısrar ettiler ama Türkiye Cumhuriyeti’nin 1930 yılında aldığı bir kararla yurtdışından gönderilen Angora adresli mektupların sahiplerine ulaştırılamayacağı bildirildi ve böylelikle bütün dünyada şehrin ismi Ankara olarak kabul edildi.

Ankara’yı ziyaret etmeyeli 13 yıl olmuş. Bu seferki ziyaretimde Ankara’yı çok farklı buldum; çünkü kentsel dönüşüm kapsamında gerçekleşen dikey yapılaşmadan dolayı tıpkı bir önceki yazımda Büyükada’dan İstanbul’a baktığımda hissettiğim duygular içimde yeniden kabardı. Özellikle Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi uykusunu sürdürdüğü ‘‘Anıtkabir’’ in siluetinin çevresindeki gökdelenlerle bozulduğunu gözlemledim.



Ankara ziyaretimde ilk durağım Anıtkabir oldu. Anıtkabir, Atatürk’ün Anıttepe’de bulunan anıt mezarı olma  özelliğinin yanı sıra  Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı ve 2.Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün ve 4. Cumhurbaşkanımız Cemal Gürsel’in de mezarlarının bulunduğu özel bir mekandır. Anıtkabir yapılmadan önce rasat (gözlem) istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin ismi Rasattepe idi. 906 rakımlı bu tepede, MÖ. 12. yüzyılda Anadolu'da devlet kuran Frig uygarlığına ait tümülüsler (mezar yapıları) bulunmaktaydı. Anıtkabir'in Rasattepe'de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerin kaldırılması için arkeolojik kazılar yapıldı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir. 

Anıtkabir için 1941'de açılan yarışmaya, İkinci Dünya Savaşı'nın en çetin günleri yaşanmasına rağmen Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan toplam 49 proje katıldı. Ancak en çok beğenilen üç proje arasında Prof. Emin Onat ile Doç. Orhan Arda'nın "25" numaralı projesi kabul edildi.

"Büyük Türk Ulusunun kalbinde yaşayan büyük adamın eserlerini ebediyete mal edecek olan Anıtkabir’in aşağıdaki esaslara göre hazırlanmasına karar verildi:
1.   Anıtkabir, bir ziyaretgâh (ziyaret yeri) olacaktır. Bu ziyaretgâha, büyük bir giriş bölümünden girilecek; ziyaretgâh, binlerce Türk'ün, Ata'sı önünde eğilerek saygılarını sunmasına ve bağlılığını bildirerek geçmesine elverişli olacaktır.
2.   Bu anıt, Büyük Ata'nın, asker Mustafa Kemal, devlet başkanı Gazi Mustafa Kemal, büyük politika ve bilim adamı, büyük düşünür ve nihayet yaratıcı büyük dehanın vasıflarının, güç ve yeteneklerinin bir timsali (sembolü) olacaktır ve onun kişiliği ile oranlı bulunacaktır.
3.   Anıtkabir'in yakından görüldüğü kadar, uzaktan da görümesi gerekir. Bu bakımdan, ulu bir siluet sağlanmalıdır.
4.   Atatürk'ün adı ve kişiliği altında Türk ulusu sembolize edilmiştir. Türk ulusuna saygılarını göstermek isteyenler, Büyük Ata'nın katafalkı önünde eğilerek bu isteklerini yerine getireceklerdir.
5.   Anıtkabir'in bir şeref bölümü bulunacaktır.
6.   Anıtkabir'de bir Atatürk Müzesi olacaktır.
7.   Anıtkabir'de bir Şeref Holü yapılacaktır. Atatürk'ün lahti buraya konulacağı için Şeref Holü, bu anıtın ruhu ve en önemli bölümü olacaktır. Şeref Holü, başta, büyük Ata'nın yarattığı Türk Ulusu olduğu hâlde, ulusumuza saygılarını sunacak yabancı devlet kurumlarının, Ata'nın lahtine yönelecekleri büyük bir salon olacaktır. Bu holde sağlanacak azamet (ululuk) ve güçlülük tesirleri, yarışmacılara bırakılmıştır. Bundan ötürü holün biçimi, boyutu ve yüksekliği için hiçbir ölçü verilmemiştir.
8.   Büyük Atatürk'ün lahdinin yeri, Şeref Holü'nün ruhunu teşkil etmektedir. Ancak, lahdin konulacağı yeri de yarışmacılar seçeceklerdir.
9.   Bunlardan başka, Anıtkabir'I ziyaret edecek büyüklerimizin ve yabancı devlet kurumlarının duygu ve düşüncelerini yazacakları bir altın kitap bulundurulacaktır.
10.  Atatürk'ün Müzesi, Ata'nın hayatının türlü devirlerine ait fotoğrafları ile kıyafetlerini ve elyazıları, imzaları, bazı eşyaları ile okudukları, inceledikleri kitapların sergelenmesine elverişli olacaktır.

Anıtkabir Komisyonu'nca hazırlanan bu açıklama, yapılacak anıt hakkında genel bir fikir veriyordu. Fakat ayrıntılara girmiyordu. Bununla birlikte, yapılacak iş konusuna iyi ışık tutuyordu. Hele yarışmaya gerecek olan sanatçıların birçok yönlerden serbestçe çalışmalarına imkân verilmesi, ortaya konulacak anıt projelerinin başarılı olacağının ilk şartlarından biri olarak değerlendirilmiş, memnunlukla karşılanmıştı.
Anıtkabir projesinin belirlenmesinden sonra, ilk aşamada kamulaştırılma çalışmaları yapıldı ve 9 Ekim 1944 tarihinde yapıma başlandı. Anıtkabir'in inşası 9 yıllık bir sürede 4 aşamalı olarak 1953 yılında tamamlandı.
Anıtkabir her yıl daha fazla ziyaretçi akınına uğramaktadır özellikle Milli Bayramlarda 7’den 70’e herkes ziyaret etmektedir. Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamalara göre; Anıtkabir’e gelen ziyaretçi sayısı 2017 yılında 6.391.238 kişiyken 2018 yılında 6.581.232 kişi oldu. Umuyorum ki bu artış her sene daha fazla olacak ve ziyaretçi sayısında patlama olacaktır. Anıtkabir’i ziyaret etmeyen herkesin ziyaret etmesini tavsiye ederim. Bence, Başkent Ankara’nın  bütün vatandaşlarımız ve turistler için en önemli simgesi Anıtkabir gündüz ve gece çok daha görünür olmalı.
Ayrıca, Türkiye’nin 2. en kalabalık şehri olan Ankara’da 2006 yılına oranla genç nüfus oranında yükseliş dikkat çekmekte ve genç nüfus ön planda yer almakta. Gençler Ankara’nın daha da gelişmesi ve modernleşmesi yolunda rahatlamışlar. Ağustos ayının ilk Cumartesi gecesi Ankaralı gençlerle olmak çok hoşuma gitti, çünkü Kuğulu Park’ta, Tunalı Hilmi’de, Dikmen’de çimenler, cafeler, publar,  gençliklerinin tadını çıkaran akranlarımla doluydu.

Ankara’nın daha da gençleşmesi Ulu Önder Atatürk’ün Cumhuriyet’i ve eserlerini biz gençlere emanet etmesiyle doğru bir çizgide gittiğini gösterecektir. Ümit ediyorum ki genç nüfusun bu yükselişi bundan sonra da aynı şekilde devam edecek, modern, çağdaş, ülkemize ve dünyaya örnek olacak değerleriyle dünya şehri olmaya layık bir Ankara oluşacaktır.

Fotoğraflar: Egemen Salman

26 Temmuz 2019 Cuma

BÜYÜKADA’DAN İSTANBUL’U SEYRETMEK

ADA VE KONSER DERKEN...
Büyükada’da keyifli bir Polipop konseri dinlemeye giderken fark ettim, İstanbul’da hayatın hızına kendimi öyle kaptırmışım ki, Ada Vapuruna binmeyeli tam 8 yıl olmuş.
O günlerden hafızamda büyük bir keyif olarak kalan adadan İstanbul’u seyretmek bu defa bende çok farklı bir his yarattı. Vapurdan İstanbul’a baktığımda ilk karşılaştığım manzara bambaşkaydı.


Bu bambaşka görüntünün sebebi, hepimizin bildiği gibi son yıllarda İstanbul’daki kentsel dönüşüm faaliyetleri.

Ne yazık ki şehrimizde kentsel dönüşüm süreci devam etmekte. Muhakkak bu kentsel dönüşümün yararlı yönleri de vardır. Örneğin yeni yapılan binaların depreme dayanıklı olma umudu ve binaların yenilenmesi ile halkın daha konforlu yaşama olasılığı. Ancak kentsel dönüşüm sürecinde eski binaların yıkılması sırasında oluşan tozlar ve atık malzeme astımlara yol açtığı gibi insan sağlığını tehdit etmekte. Bunun yanında bir de o eski binaların bahçelerindeki onlarca ve yüzlerce yıllık ağaçların başka yere taşınma gerekçesiyle yerinden sökülmesi veya kesilmesi İstanbul’un Anadolu Yakası’nda hava kirliliğine neden oldu.


Günümüzde Büyükada’dan İstanbul’u seyrederken deniz kıyısından itibaren dikey yapılaşmanın inanılmaz bir hal aldığını görüyoruz. Eski dönemlerde adadan İstanbul’u seyretmek insana keyif verirken şimdi üzüntü, şaşkınlık ve çaresizlik hissiyatı veriyor. Vapurda bir ara yeşile geri dönmenin çaresizliğini ve gelecekte nefes alamamanın umutsuzluğunu hissettim, bu his beni öyle bir sapa sarma sarmaladı ki, kendimi kutu gibi binalar ve gitgide küçülen yaşam alanlarında oradan oraya koşan bir labirent faresine benzettim.

Adadan döndükten sonra bu etkilerle araştırmaya koyuldum, dünyanın en büyük yapı bilgi kaynaklarından Emporis verileri doğrultusunda, ülkemizde yapımı tamamlanmış olan gökdelenler hesaplandığında Avrupa’da İstanbul’dan daha yüksek şehir olmadığını öğrendim. Avrupa genelindeki bu birincilik beni gerçekten çok etkiledi. Avrupa’da 647 gökdelen var, bu gökdelenlerin 107 tanesi İstanbul’daymış... Üstüne üstlük İstanbul, gökdelenleriyle dünyada da 15.sırada yer almaktaymış...

Yine bulduğum bir diğer bilgi, İstanbul’un en yüksek binası Ataşehir Finans Merkezi sınırları içinde bulunan Metropol İstanbul. Gökdelen, 300 metrelik kulesiyle ve kültür sanat merkezi ile dikkat çekmekte ve birçok sanat etkinliğine ev sahipliği yapan DasDas’ın da yeni adresi, belki de tek teselli bu gökdelenin sanata ev sahipliği yapması.

Bu ada deneyimi ve araştırmalarımın sonucunda İstanbul’da değişeceğini umduğum yönetim anlayışıyla önümüzdeki yıllarda Kadıköy ve İstanbul Belediyesi’nde gönüllü çalışacak olan genç kardeşlerimin ve ruhları genç olan bütün İstanbul Halkı’nın öncelikle İstanbul’da nefes almamızı sağlayacak yeşil alanları çoğaltması en büyük dileğim.
Zamanı geri döndürmek elimizde değil ama İstanbul’u yeşillendirmek için mutlak çözümler var.

Adadan mavi ile yeşili yeniden birbirine sarılmış bir İstanbul’u izlemek eminim muhteşem olacak.


Fotoğraflar: Egemen Salman

24 Haziran 2019 Pazartesi

GİRESUN ADASI'NDA AMAZONLAR

TARİH BOYUNCA KAHRAMAN AMAZONLARIN YAŞADIĞI ADA.



Günümüzün dayanıklı, güzel, savaşçı ruhlu ve biraz da inatçılığı ile bilinen Karadeniz kadınlarının her biri aslında birer Amazon kadınıdır.  
Amazon kadınlarının varlığı mitolojik kavramlardan da öte coğrafi ve tarihi eserlerde de kendini göstermiş, tarihte yaşamış en anaerkil toplumlardan biri olarak adını tarihe yazdırmıştır. Amazon kadınlarının yaşadığı ve Herkül'ün altın postu aramak için geldiği hikayeleriyle ilgi çeken Giresun Adası, Doğu Karadeniz'de yaşanabilen tek ada olarak karşımıza çıkar. 

Adanın simgesi Altınpost, efsaneye göre Herakles döneminde; aralarında güç tanrısı
Herkül' ün bulunduğu bir grup yiğit, altın postu ele geçirmek amacıyla Karadeniz'e açılır. Birçok serüven yaşadıktan sonra şimdiki ismi Giresun Adası olan Aretias Adası'na gelirler. Ancak adada onları ejderha yapılı kuşlar karşılar. Herkül'ün daha önce Symphales Gölü çevresinden kovduğu kuşlar buraya yerleştiler. Kuşlar, tüylerini ok gibi fırlatarak saldırıya geçtiler. Argonotlar kalkanlarıyla kendilerini korumak isteseler de bir arkadaşlarını yitirmekten kurtulamadılar. Sonunda argonotlar, kuşları öldürürler ve altın postu aramaya koyulurlar. Ama altın postu bulamadıklarında adayı lanetlerler ve adadan ayrılırlar. 
Bu altın post efsanesi, milattan önce 800 yıllarında Yunanlı gemiciler olan Argonotlar kaptan Yason ile birlikte Gürcistan'a altın ticareti için giderken Giresun Adası'na uğrarlar ve bu hikaye toplumlar tarafından hiçbir zaman unutulmaz. 

GÜNÜMÜZDE GİRESUN ADASI

Doğu Karadeniz'i gezmek isteyenler, Giresun'dan yola çıkmadan Ada Restaurant ve Cafe'de mitolojik esfanelere konu olmuş ve amazonların ikametgahlarından biri olan Giresun Adası'na karşı bir sütlaç yemeden yola çıkmazlar.

Hırçın Karadeniz'i seyrederken karşımıza bir tatlı sürpriz olarak çıkan Giresun Adası, Kefken Adası ile birlikte Karadeniz'de bulunan,Türkiye'ye bağlı iki adadan birisidir. Ada, kıyıdan 1,6 km. açıktadır. 40.000 metrekare alana sahiptir. Adada, Akdeniz Defnesi ve Yalancı Akasya olmak üzere toplam 71 tür doğal otsu/ odunsu bitki türü bulunur.
Ada, aynı zamanda göçmen kuşların rotasında bulunduğu için birçok farklı kuş türüne soluklanma imkanı sunar.

 Ada Restaurant'tan Giresun Adası Manzarası.

Kaynakça:
https://www.trthaber.com/haber/yasam/mitolojik-hikayeleri-ve-tarihiyle-giresun-adasi-374294.html
Amazonlar ile ilgili detay bilgi: https://derstarih.com/amazonlar/


19 Mayıs 2019 Pazar

BAĞDAT CADDESİ'NDE 19 MAYIS COŞKUSU

19 Mayıs 1919 Milli Mücadele'nin 100.yılı Bağdat Caddesi' nde coşkuyla kutlandı.


19 Mayıs 1919 Atatürk'ün Samsun'a ayak basmasını ve milli mücadelenin 100.yılını kutlamak için yediden yetmişe herkes Bağdat Caddesi'ne akın etti. Kadiköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, milli mücadelemizin 100.yılını vatandaşlar ile birlikte Bağdat Caddesi'nde; Suadiye'den başlayan Göztepe'de sona eren yürüyüşe belediye otobüsü ile eşlik etti. 

19 Mayıs Bayramı, coşkulu vatandaşların korteji ile bir şölene dönüştü. Kırmızı beyaz şanlı Türk bayrakları ve kırmızı beyaz Kadiköy Belediyesi otobüsü ünlü sanatçaların (Yaşar, Haluk Levent, Edip Akbayram, Volkan Konak vb.) seslendirdiği milli marşlar ile yer gök bu özel ve güzel günü kutladı. Kutlamalar mini bir konser ile devam etti.

Kadiköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı, Göztepe Botanik Parkı'nın önünde vatandaşlarla buluştu ve vatandaşların bayramını kutlayan bir konuşma yaptı. Konuşmasında öncelikle milli mücadelenin öneminden bahsetti, daha sonra Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'dan Kurtuluş Savaşını başlatmasının önemini vurguladı. Yeni başladığı görevinde Kadiköy ile ilgili projelerini bir kez daha halkla paylaştı ve konuşmasının sonunda 'Daha çok Kadiköy' ve gençlerin önünü açmak için çalışmaya söz verdi.


Tüm ulusumuzun 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'nı içtenlikle kutluyorum ve her sene daha çok coşku ve birlik içinde kutlanmasını diliyorum.

















Haber ve Fotoğraflar: Egemen Salman.

SAMSUN EFSANESİ

Türk Milleti'nin Doğumunun 
100.Yılı Kutlu Olsun.


Samsun Bandırma Temsili Vapuru'nda hissettiklerim, bir ulusun doğum anına tanık olmak gibiydi. 
Bandırma Vapuru'nda geçen zaman beni Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk tohumlarının atıldığı günlere götürdü. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından yazılan Nutuk, Cumhuriyet'i emanet ettiği biz gençlerin kurtuluş yolundaki çabaları, kahramanlıkları ve gerçek kurtuluş tarihini öğrenmemiz, Türkiye Cumhuriyeti'ni ilelebet öğrenmemiz için bir kuzey yıldızıdır, bize doğru yolu ve doğru yönü gösterir.



Bu topraklarda atılan hiçbir adım 19 Mayıs 1919 tarihinde Atatürk'ün Samsun'a ayak basarken attığı adım kadar etkili ve kurtarıcı olmadı. 


Osmanlı paşalarından Mustafa Kemal, 30 Nisan 1919'da Samsun'da 9.Ordu Müfettişliği'ne tayin edilir. Bölgede asayişi sağlamak, Samsun'da oluşan ayaklanma hareketlerini ortadan kaldırmak, halkın elindeki silah ve cephanenin toplanıp koruma altına alınması, şuralar varsa ve asker toplanıyorsa bunların derhal engellenmesi ve şuraların kapatılması görevleri ile Samsun'a gönderilmesine karar verildi. 

Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919' da Şişli'deki evinden annesini ve kız kardeşini İstanbul'daki yakınlarına ve İstanbul halkına emanet ederek belki de geri dönmeyeceği bir yola Bandırma Vapuru ile çıktı. 

19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk, 7 sene aralıksız savaştı ve varını yoğunu kaybetti ve elinde kalan toprakları işgal eden halkı 'Ya İstiklal Ya Ölüm' parolasıyla ayağa kaldırdı. Emperyalizme karşı tam bağımsızlık, saraya karşı milli egemenlik mücadelesi atılan ilk adım ile başladı. 

Böylece Türk milleti 2 kez kurtuldu.  

Atatürk, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarken gördüğü korkunç manzarayı 'Genel Durum ve Görünüş' başlığı altında şu şekilde anlattı:

'Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, 1. Dünya Savaşı'nda yenildi, Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenen şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzaladı. 1. Dünya Savaşı'nın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir durumdadır. Milleti ve memleketi 1. Dünya Savaşı'na sürükleyenler kendi hayatlarını kurtarma kayıgısına düşüp memleketten kaçtılar. Padişah Vahdettin soysuzlandı ve tahtını korumak için tedbirler aldı. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet ise güçsüz, korkak ve onursuz bir halde paşanın isteklerine uydu ve paşa ile beraber kendilerini koruyacak bir duruma boyun eğdiler. Orduların elinden silahları ve cephanesi alınmış, alınmakta... İtilaf devletleri ise Ateşkes Anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli görmemekteler.'

Atatürk, bu satırların devamında İstanbul ve Anadolu'nun çoğu yerinin İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan İşgali altında olduğunu, bundan başka ülkenin dört bucağındaki Hıristiyan Azınlıkların devletin çökmesi için çaba sarf etmekte olduklarını belirtmektedir. 

Düşman devletler, Osmanlı Devletine ve ülkesine maddi ve manevi bakımdan saldırdılar; Vahdettin, hayat ve rahatını kurtarmak için ne yapması gerektiğini düşünür, hükümeti de aynı durumdadır. Farkında olmadığı halde başsız kalan ulus, belirsizlik içinde olacak olanları beklemektedir. Ordu, ismi olup kendisi olmayan bir durumdadır. Komutanlar ve subaylar ise savaş boyunca yorgun düştüler ve kurtuluş yolu ararlar.  Mustafa Kemal Paşa kararlıdır ve bu milleti yeniden umutla ve azimle ayağa kaldırır, bizlere ilelebet payidar kalacak bir  Cumhuriyet kurma yolunda mücadelesine devam edecektir. 


Bağımsızlığa atılan İlkadım'ın 
100. Yılını Kutlarken...

Atatürk'ün Samsun'a çıktığı Bandırma Vapuru, 12 Aralık 1891 tarihinde battığı halde çıkarılmış, onarılmış ve aynı yıl içinde yeniden yüzdürülmüştür. 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'a getirdikten sonra posta hizmetine devam etmiş ve 1924 yılında hizmet dışı bırakılmıştır. Bu tarihi vapur yazık ki 1925 yılında bir şahsa satılmış ve 4 ay içinde Haliç'te sökülmüştür. 

Bandırma Vapuru'nun orjinal çizimleri referans alınarak yeniden yapılmış ve 7 Şubat 2005 tarihinde Bandırma Vapuru'nun kullanım hakkı ve işletmesi Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından devralınmış, müze haline dönüştürülerek 19 Mayıs 2006 tarihinde ziyarete açılmıştır.






Bandırma Vapuru Müzesi, yerli ve yabancı turistlerin Samsun'daki ilk gezi rotasıdır. Vapurda Mustafa Kemal Paşa ve 4 silah arkadaşının balmumu heykelleri, 1800'lü yıllara ait gemici saatleri ve telefonları, Mustafa Kemal Paşa'nın bir beylik silahı,  Cumhuriyet balolarında giydiği frak ve Mustafa Kemal Paşa'nın el yazması nüshaları bulunur. Bandırma Vapuru haftanın hergünü 08.30 ile 16.45 arası ziyarete açıktır ve 1 TL gibi cüzi bir miktar ile gezilebilinir.

Kurtuluş Savaşımızın başladığı bu müzede dolaşmak, tarihe tanıklık etmek insanın bütün tüylerini diken diken eder ve tüm ziyaretçileri bir duygu seline kaptırır. 

Mustafa Kemal Paşa'nın doğum günü sorulduğunda; 19 Mayıs demesi aslında Türk ulusunun birlik ve beraberlik içinde Cumhuriyet yolunda ilerleyişinin doğum günüdür bence.

Hepimizin 100. Doğum Günü kutlu olsun.


Kaynaklar: Nutuk, Sinan Meydan Yazıları, kulturportali.gov.tr