11 Nisan 2019 Perşembe

GEZİ-ARAŞTIRMA YAZISI 'KALAMIŞ'

                                 HUZUR'UN EVİ KALAMIŞ



Kalamış, benim evim, doğup büyüdüğüm yer. Gözümü açtığım günden beri havasını soludum, parklarında oynadım, okullarına gittim ve her mevsimini içime sindire sindire yaşadım ve yaşamaktayım. 

Bence, insan önce yaşadığı yerde turist olmalı, yeni bir yeri keşfeder gibi binlerce kez adım attığı kaldırımları, onların altında yaşanmış olanları araştırmalı ve yuvasını tanımalı. İşte bu hislerle araştımaya başladım Kalamış'ı.
Kalamış, İstanbul'un Kadıköy ilçesinin bir semtidir. Kalamış semti ismini; Rumca 'Kamışlık','sazlık' anlamına gelen Kalamissia sözcüğünden dönüşerek almıştır. Çünkü 65-70 yıl önce Kalamış, sazın ve kamışın çok sayıda yetiştiği bir yerdi. Günümüzde ise Kalamış İstanbul'un en zarif ve insanlara keyif veren bir semtidir. Kalamış'ta onlarca tarihi eserden bir tanesi de Aya İrini Ermeni Kilisesi'dir. Günümüzde kilise ziyarete kapalıdır. Kullanım adıyla Aya Yani Klisesi’ ni pek az kişinin bildiği gibi, Kalamış’ın en eski adının ‘’Ötrope’’ olduğunu günümüzde kaç kişi bilir acaba?

 

Batı Roma İmparatorluğu döneminde günümüzde İstanbul’un Anadolu yakasında Kızıltoprak ile Fenerbahçe arasında Ötrope  isminde bir liman varmış.  İmparator Theodosius döneminde Ötropius  isminde Ermeni asıllı hadım bir köle imparatorun ve oğlunun güvenlerini kazanmış ve büyük etki yaratmış.Aynı yıllarda Ötrope koyunda imparatorluğun önemli bakanlarından Rufinus  güzel sarayında yaşar, sarayının kilisesinde de ibadet edermiş.Fakat imparator tarafından sevilse de, Rufinus her nedense, Ötropius'un düşmanlığını kazanmış, imparator ölünce yerine oğlu hükümdar olmuş, bu fırsattan yararlanan Ötropius Rufinus’un ölümüne neden olarak sarayını ele geçirmiş.

Ötropius  ele geçirdiği güçle halka çok zulüm edince önce sürgüne gönderilmiş, sonra da kendi adıyla anılan Ötrope’de idam edilmiş (399). ÖTROPİUS'un Kalamış'ın neresinde öldürüldüğü bilinmemekle beraber bu limana tarih boyunca Ötrope Limanı denildi.

Ayrıca Ötrope bu bölgede yaşayan Ortodoks Hrisostomos’u çok sever, onu hep kayırır, bu nedenle o dönemde Hrisostomos’un ayazması ve kilisesi ziyaretçilerle dolup taşarmış. Ne var ki, Ötrope zamanla halka zulüm ettiği ve çok kan döktüğü için MS 399’da Kalamış’ta idam edilmiş. Kalamış dendiğinde hepimizin aklında önce ‘’huzur’’ gelse de, aslında büyük bir vahşetin yaşandığı mekanlardan biriymiş tarihin o döneminde. Cimriliği nedeniyle askerleri tarafından pek sevilmeyen İmparator Maurikos karısı Konstantin ve oğulları Tiber, Pier, Pol, Justen, Justinyen ve kızları Anastasya, Theoktistor ve Kleopatra, askerlerin tahta geçirdikleri şeytan ruhlu Ortodoks Fokas tarafından Fenerbahçe-Kalamış sahilindeki kayanın üzerinde başları kesilerek vahşice katledilmişler, sonra da Eyüp’te gömülmüşler. Kalamış’ta yaşayan Rumlar’ın yaşlıları bu kayayı hala uğursuz görürmüş.

Kalamış Aya İriniKilisesi, 1875 yılında inşa edilmiş ve tarihi 1555 yılına kadar uzanır. Kilise'nin yan tarafında ise 12 metre derinliğinde bir kuyu vardır. Elektrerios Eleftyeriadu isminde Rum bir vatandaş, kuyunun yanına mermer bir tekne yaptırmıştır. Mermer tekne, kabartma nakışlarla süslenmiş ve ortasına Aya Yani' nin kesik başını temsil eden bir figür konmuştur. Sonrasında kuyu, Aya Yanis Ayazması olarak bilinmiştir ve 1947 yılında kilisenin yan tarafına demir çubuklardan bir çan kulesi yapılmıştır.

Bizans devrinde tarihe geçmiş bir başka olay daha vardır:

SAINT JEAN 344 yılında Antakya'da doğmuş, çok güzel konuştuğu için "altın ağızlı" anlamına gelen Chrysostome adı verilmişti.
Grek Kilisesi'nin babası olan SAINT JEAN yapmak istediği dini reformlar nedeniyle İmparatoriçe EUDOXİE'nm düşmanlığını kazanmış, sürgün edilerek Kalamış'a gönderilmişti. SAINT JEAN burada öldü ve aynı yerde gömüldü.

Aradan yüz yıla yakın bir zaman geçmiş, EUDOXİE ölmüş, oğlu THEODOS hükümdar olmuştu. 430 yılında altın kaplamalı, üç sıra kürekti bir kadırga Kalamış Koyu'na girdi ve SAINT JEAN'ın kemiklerini alıp, Saint Apotres Kilisesi'nin bulunduğu başkente götürdü; Apotres Kilisesi Fethiye Camii'nin karşı tarafında idi.MAURİCUS ve bütün ailesinin feci sonlarının geçtiği Kalamış'ta daha önceki yıllarda JUSTİNYANUS'le THEODORA'nın tarihe geçmiş büyük aşkları da yaşandı (540).
JUSTİNYANUS eşi THEODORA için Fenerbahçe'de bir saray ve sarayın yanında Teodokas (Meryem Ana) Kilisesi'ni yaptırmış, iki tane de mendirek inşa ettirerek İstanbul tarafındaki Bizans Sarayı ile bağlantısını kurmuştu. THEODORA yılın büyük bir kısmını Fenerbahçe'deki sarayda geçirir, fırtınalı havalarda şehirden gönderilen ihtiyaç maddelerinin saraya eriştirilebilmesi için çekilen güçlüklere aldırış bile etmeden kalabalık maiyeti ile Fenerbahçe'de yaşamaya devam ederdi.
THEODORA ile Fenerbahçe'de muhteşem bir devir başlamış, gelip giden kadırgalar Kalamış Koyu'na inanılmaz bir canlılık getirmişti.

THEODORA zamanında Kalamış Koyu'na yapılan mendireklerden birinin kalıntısı üzerine CELAL BAYAR döneminde yeni bir mendirek yapıldı. Diğeri ise Galatasaray Spor Tesisleri yapılıncaya kadar duruyordu. Kalın, büyük dikdörtgen taşlardan yapılmış olan bu mendireğe halk "Taşiskele" adını takmış, Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki yıllarda Fenerbahçe vapur iskelesi olarak kullanılmıştı. Köprüden kalkan vapur, Moda ve Kalamış'a uğradıktan sonra Fenerbahçe'ye de gelir, oradan Caddebostan'a giderdi.

Üzülerek söylemek gerekir ki; bu tarihi mendirek Galatasaray Spor Tesisleri yapılırken beton yığınları altında kaldı ve böylece THEODORA döneminin en önemli kalıntısı da yok oldu.

Galatasaray Spor Tesisleri'nde dolaşırken ve kayalardan denizi seyrederken acaba tüm bu tarihi bilseydim bugün aynı kayalıklardan denize bakarken bu denli acı bir huzur hissedermiydim?

İŞGAL GÜNLERİNDE KALAMIŞ 

1919-1923 yılları arasında İngilizler, Fransızlar, kısmen de İtalyanlar tarafından işgal edilen İstanbul kara günler yaşamakta idi.Türk milleti büyük bir suskunluk içinde mukadderatını düşünürken bazı azınlıklar sevinç ve mutluluklarını, hayatlarının en tatlı günlerini yaşıyorlardı.

Kalamış ve Fenerbahçe'de Türkler pek azdı. Rumlar ise çoğunluğu teşkil ediyordu. İskeleye inen yolun iki tarafındaki Rum meyhanelerinde laternalar çalınır, Rumca avaz avaz şarkılar söylenirdi. Memleketin istilaya uğradığı bu yıllarda Kalamış bir zafer havası ile çalkalanıyor, taşkınlıklar ayyuka çıkıyordu. Koyda kurulan Karantina isimli balık dalyanı LUKA adında bir Ruma aitti. Askeri lojmanların önündeki Salistra, Ragıp Paşa Köşkü'nün önündeki Şapka dalyanları da LUKA'nındı. LUKA'dan sonra oğlu RALLY KARABOKULOS'a kalmış, yıllarca gene Rumlardan oluşan tayfalarla onun tarafından işletilmişti. Karada ve denizde Rumların ve Rumcanın hüküm sürdüğü bu yıllarda, haftada bir gün Kalamış İskelesi'ne 61 sayılı gri renkli bir vapur yanaşır, ellerinde Yunan bayrağı taşıyan izci elbiseli çocuklar, takımlar halinde karaya çıkıp, Fenerbahçe'ye gider orada piknik yaparlar, Ruhban Okulu'nda eğlenirlerdi.

İzciler Kalamış'tan Fener'e doğru yürürlerken çevrede oturan yerli Rumlar arasında yol kenarlarında sıralanıp kafileyi alkışlayanlar olduğu gibi, koşup Yunan bayraklarını öpenler de olurdu.
Bir müddet sonra 61 numaralı vapura 65 sayılı gemi de eklenmiş, yaz aylarında bu iki vapur azınlık izcilerini her hafta Kalamış'a taşımıştı.
İşgal orduları 6 Ekim 1923'de İstanbul'u terkedince, bu izci teşkilatı önce kayıplara karıştı, sonra da dağıldı.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk 23 Nisan 1920' de TBMM'yi açarak, 99.yılını kutlayacağımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı'nı bütün dünya çocuklarına armağan etti. İşgal döneminde Kalamış'ın sokaklarında dolaşan Rum izci çocukların ruhları hala bu sokaklardamıdır bilinmez ama 99 yıldır Türk çocukları bütün dünya çocuklarıyla Kalamış'ın parklarında huzurla oynamaya davetlidirler ve benim ilkokul çağlarımdan hatırladığım; dünyadaki kardeş okullardan çocuk bayramında Kalamış'a gelen ve parklarda birlikte oynadığımız çocuklardır.

Ne mutlu Kalamış'ta huzuru bulan tüm çocuklara ve çocuk ruhunu taşıyan yetişkinlere...


6 Nisan 2019 Cumartesi

MEDENİYETLER ŞEHRİ KARS VE MEDENİYETLER LEZZETİ GRAVYER

MEDENİYETLER ŞEHRİ KARS VE
MEDENİYETLER LEZZETİ GRAVYER


Bugünlerde en popüler kültür rotalarından biri hiç şüphesiz ki Kars ve çevresidir. Özellikle karlarla kaplı kış aylarında Kars ülkemizin masalsı şehirlerindendir.

Doğuda olup batılı özelliklere sahip olan Kars, ülkemizin Doğu ile Batı arasında medeniyete ve lezzete açılan bir kapı niteliği taşır, ülkemizin en soğuk illeri arasında bulunan bu gizemli şehir; her sabah ülkemizin ilk güneş ışınlarını karşılar, çünkü Türkiye’de güneş ilk Kars’tan doğar ve yılın ilk kar taneleri buraya düşer. Karla kaplı dağlarıyla kış turizm merkezi olarak bilinen Kars, Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden Sarıkamış Kayak Merkezi’ni il sınırları içinde bulundurur.Bir diğer eşsiz özelliği ise tarihteki en eski yerleşim yerlerinden biri olmasıdır.Kars adı milattan önce 130-127 tarihleri arasında Kafkas Dağları'nın kuzeyinden Dağıstan'dan gelerek bu havalide yerleşen Bulgar Türkleri' nin “Velentur” boyunun “Karsak oymağından” gelmektedir.Urartular, Selçuklular, Ermeniler ve Osmanlılar döneminde Batlamyus Kars'a; “Khorsa”, Strabom ise; “Khorzene” demektedir. Bir söylentiye göre de; Gürcü dilinde “Kapı kenti” anlamına gelen “Karis Kalaki”den gelmektedir. 
1855 Osmanlı Rus savaşında şehir gösterdiği kahramanlıktan dolayı ‘Gazi’ unvanını almaktadır.

Kars, Rusların hakimiyeti altında olduğu 1877-1917 yılları arasında Hollanda’dan gelen mimarlar tarafından yeni bir kimliğe kavuşturuldu.Izgara planlı, birbirine paralel ve dik kesen geniş caddeler üzerinde, Baltık mimari tarzında, bazalt taşından, dış cepheleri sütunlar ve bordür kabartma taşlarla süslenen, tek veya iki katlı binalar yapıldı. Binalarda, her odada yer alan şöminelerden, duvarların içinde gizlenmiş borular ile odanın dört bir köşesine yayılan ‘peç’ isimli kalorifer sistemi bulunmaktadır.

Hollanda ve Rus Kültüründen bir çok esintiler taşıyan Kars, mimari ve sanatsal açıdan bir çok esere sahiptir; aynı zamanda Türkiye’de en fazla heykel bulunan şehirdir. 
           
Bir çok medeniyete ev sahipliği yapan kentte ufak bir geziye çıksanız, her sokakta farklı medeniyetlerin ve kültürlerin mimari ve sanat eserlerine rastlarsınız. Kars’ta dolaşmak medeniyetler arası seyahat etmek gibidir. Benim düşünceme göre en önemli iki örnek günümüzde Fethiye Camii ve Defterdarlık Binasıdır.



Kars’ın mimari sembollerinden biri olan Fethiye Camii, Alexander Levski Katedrali adıyla 1905 yılında; Çarlık Rusya’sı Dönemi’nde Rus- Japon Savaşı sonrası Rus Ordusu tarafından inşa edildi ve 1953 yılında  kubbeleri söküldü, 1970 yılına kadar kapalı spor salonu olarak kullanıldı. 1985 yılında camiye çevrildi ve yanına 2 tane minare eklendi. Yapımında çoğunlukla granit ve bazalt taş kullanılan kilisenin dış cephesinde çok güzel geometrik ve bitki desenlerinden oluşan süslemeler bulunmaktadır.


Günümüzde Defterdarlık Binası olarak kullanılan, daha önceleri Vali Konağı olarak kullanılmış bir diğer mimari eser, Çarlık Rusya’sı Dönemi’nde Baltık mimari tarzında yapılan en önemli eserdir. Üç katlı binanın dış cephesi kartuş süsleme sanatı kullanılarak yapılmıştır. 1980 yılından sonra restore edilip Defterdarlık Binası olarak kullanılmaya başlanmıştır.

KARS GRAVYERİ

Kültürel anlamda büyük bir öneme sahip Kars şehrimizin bir de medeniyetlerin buluşmasından doğan muhteşem bir peyniri vardır.


Kars Gravyerinin sırrını Kars'ın Boğatepe Köyüne çok uzaklardan gelen bir gönüllü; İlhan Koçulu' nun Alman İmparator ailesinden köklenen büyük dedesi Alexander Kaiser taşımış. Masalsı bir sessizlik içerisindeki Kars’ın kış gecelerinde, caddeleri aydınlatan lambaların sarı ışığı beyaz karlar üzerinde sapsarı yansır, işte o sapsarı ışık Kars Gravyerine de sarı rengini vermiştir sanki. 

Bu eşsiz lezzetli peynirin üretiminde, bahar aylarında dağlarda otlayan ineklerin sütü kullanılırmış. Ayrıca birde Gravyer yapımında büyük dede Alexander' ın getirdiği, alaşımına altın ve gümüş katılmış; üretimde 150 yıllık dev bakır kazanlar kullanılıyormuş. Mayayı İlhan Koçulu, şirdenden kendi hazırlıyormuş ve upuzun sabırlı bir çaba sonrasında, tıpkı ‘’Uyuyan Güzel’’ masalındaki prenses gibi ‘’6 upuzun ay’’ uyumaya bırakılıyormuş bu doğa harikası peynir. İşte bu masalsı gravyer medeniyetlerin lezzeti.

Hepimizin yolunun bir gün Kars’a düşmesi dileğiyle....