13 Nisan 2019 Cumartesi

SERGİ GEZİLERİ-12 NİSAN 2019


      TOPHANE’ DEN FINDIKLI’ YA SANAT

Tophane-i Amire 3 mekanda sanatseverleri ağırlıyor.


Karaköy vapurundan indiniz. Kabataş’a doğru yürüyorsunuz; yılların St. Benoit Lisesi’ni geçtiniz, Tomtom solağa çıkmadan köşede tarhi bir bina dikkatinizi çeker, İşte o bina Tophane-i Amire’dir. Günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi-Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi olarak kullanılmaktadır. Burada sürekli sanatseverler için önemli sergiler yer alır. 

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından Galata surlarının dışında yer alan ve Bizans döneminde Metopon olarak bilinen bugünkü Tophane semtinde Osmanlı ordu ve donanmasının ihtiyacı olan askeri topların üretilmesi amacıyla Top Asetanesi (Merkezi) olarak kurulan ilk binalar, tarih boyunca teknolojik yenilenmeler ve yangınlar gibi nedenlerden dolayı yenilenme geçirdi. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde ise Tophane-i Amire müştemilatına ait binalar yıkıldı; yerlerine yeni ve daha büyük bir tophane binası yapıldı. Bu yeni yapı da 1742 yılında geniş çaplı bir tamirat geçirdi ama 1743 yılında tamamen yıkıldı. Sonrasında Sadrazam Damat İbrahim Paşa tarafından kagir binanın yapımına başlandı. Günümüze kadar ulaşan 5 kubbeli taş-tuğla karışımı bina ise 1803 yılında inşa edildi. Bina, 1958 yılında restore edildi ve 1992 yılına kadar Milli Savunma Bakanlığı hizmetinde kaldı ve çeşitli onarımlar geçirdi. 1992 yılında dönemin Ankara Milletvekili ve Milli Savunma Bakanı Hüseyin Barlas Doğu ile Heykeltıraş Prof. Tamer Başoğlu’nun gösterdiği çabalar sonucu dönemin rektörü Prof. Gündüz Gökçe imzası ile kültürel ve sanatsal etkinlikler gerçekleştirmek üzere Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne devredildi. 1998 yılında Heykeltıraş Rektör Prof. Tamer Başoğlu tarafından açılışı yapılan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi-Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi; Beş Kubbe, Tek Kubbe, Sarnıçlar ve Cam altı olmak üzere 4 ayrı sergi mekanıyla günümüzde yurtiçi ve yurtdışı sanat etkinliklerine ev sahipliği yapar.

Mimar Sinan Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde Mehmet Aksoy tarafından hazırlanan ‘Şamanlar ve Mitler dünyasında’ sergisi 3 Nisan- 15 Mayıs 2019 tarihleri arası sizleri bekler...


Mehmet Aksoy, 1939 yılında Hatay’ın Yayladağı ilçesinde Türkmen bir ailenin 7. Çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve liseyi Yayladağı, Hatay, Tarsus ve Antakya’da tamamladı; Üniversite’yi ise İstanbul’da okudu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden mezun oldu. 1960- 1970 yılları arası heykelcilik konusu ile ilgilendi. 1970-1977 yılları arası ise devlet bursuyla yurt dışında (Almanya) eğitim gördü. 1978 yılında Türkiye’ye geri döndü ve 1980 yılına kadar İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Üniversite’sinde öğretim üyesi olarak görev yaptı. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra İstanbul’dan ayrılıp Almanya ülkesinin Berlin şehrine yerleşti ve 1989 yılına kadar Almanya’da serbest sanatçı olarak çalıştı. 1989 yılında Türkiye’ye döndü ve ‘Şahmaran Masalları’ isimli projeyle İstanbul Bienaline katıldı. 1989- 2015 yılları arasında ödüller aldı ve yeni eserler ortaya çıkardı.
Günümüzde Mehmet Aksoy, İstanbul Polenezköy yakınındaki Cumhuriyet Köyü’nde ‘Böcek ev’ adını verdiği evini atölye olarak kullanır.

Şamanlar ve Mitler Dünyası’ sergisi, Mehmet Aksoy’un eserlerinden oluşur. Sanatçının buradaki amacı insanları kızgınlıkları, sevinçleri ve davranış biçimleri ile sanatın içine çekmektir. Bu serginin amacı konukların sanatsal anlamda bakış açılarını eski Türk sanatlarına ve inançlarına yönlendirmeyi sağlamak diye düşünüyorum. Sergilenen eserler eski Türk mitleri ve şamanik semboller ile konukları zamanda bir yolculuğa çıkarır gibi... Sergide beni en çok etkileyen eser lazer kesim ile demir bir plaka içinde can bulan ve ışık ile bütün ihtişamını ortaya koyan Mehmet Aksoy’un Hayat Ağacı eseridir. Çünkü bu eser insan hayatının gelişimi ile bir ağacın gelişimini birbiri içerisinde vurguluyor. Mehmet Aksoy eserlerinde derin toplumsal bakışı yansıtır. Sergide, Panteon, Şahmeran, Havva yılan elma, Ektoplazmik suretler, Apollo ve Dafne , Kutsal kadeh vb. adlandırılmış ve bizleri sanat tarihinde araştırma yapmaya heveslendiren eserler sergilenmektedir.



Mimar Sinan Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde Vakıfbank tarafından hazırlanan Sanat Koleksiyonu 65. Yıl Sergisi 12-21 Nisan arasında Sarnıç Galeri’de karma eserlerle yer almakta.

Vakıfbank, kuruluşunun 65.yılında senelerce biriktirdiği değerli resimler ve fotoğraflar arasından 36 seçki eserini sanatseverlerle buluşturuyor.

Yöneticiliğini Yiğit Altıparmakoğulları’ nın yaptığı sergi, Abidin Dino, İbrahim Şafi, Fikret Otyam, Ara Güler gibi Türk resim tarihinin önemli sanatçılarının ve ressamlarının eserlerine ev sahipliği yapmaktadır.


Vakıfbank tarafından hazırlanan ‘Sanat Koleksiyonu 65.Yıl Sergisi’ bana astral seyahat yapmamda yardımcı oldu. Bu sergideki eserler İstanbul’un tarihten günümüze geçirdiği gelişimi anlatması bir hayal ile gerçek arasındaki seyahate benziyor. Bu sergi, ziyaretçilerine geçmişten günümüze İstanbul’da yaşanan gelişmeleri her sanatçının gözünden farklı sanat disiplinleri ile anlatmaktadır.

Bu sergide benim en beğendiğim eserler; Nuri Abaç- Gemi, Piknik, Ara Gürel İmzalı İskele ve Saip Tuna- Boğaz Manzarası eserleridir.


Türk sanat tarihi açısından önemli olan ressamların eserlerini seçmek için uğraş veren Yiğit
Altıparmakoğulları, bu sergide uluslararası sanatçılardan ülkelerinde önde gelen ressamlara yer verdiğini; Bulgaristan, Makedonya ve Özbekistan’dan da sanatçıların eserlerinin sergilenmekte olduğunu belirtti. 

Sevgili okurlarım; tekrarlamakta fayda var. Mehmet Aksoy- Şamanlar ve Mitler Dünyası sergisi 15 Mayıs 2019 tarihine kadar, Vakıfbank- Sanat Koleksiyonu 65.Yıl Sergisi ise 21 Nisan 2019 tarihine kadar Mimar Sinan Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi’nde devam edecektir. Sanatseverleri bu bahar çok keyifle ziyaret edecekleri Tohane-i Amire’ ye davet ediyorum. Sizler de benim gibi bu sergilerden etkilenecek ve kültürel anlamda bilgilerinize bilgi katacaksınız.


Bir İstanbul Gezisi

İstanbul’da Kültür-Sanat Sergi turu yapmak isteyenler önce benim gibi Karaköy’den Kabataş’a bir rota çizerler. İstanbul Modern yenilenmekte fakat hemen karşı sırasında yer alan Stüdyo X İstanbul farklı bakış açılarıyla çağdaş sanat anlamında farklı sergilere ev sahipliği yapar. Stüdyo X’ e bu kez sizler için uğradığımda 29 Mart- 9 Mayıs 2019 tarihleri arasında şair Cihat Duman ve Mehmet Erdener tarafından hazırlanan çok farklı bir sergiyi ziyaret ettim. Bir İstanbul Gezisi başlığı altında bu 2 sanatçının İstanbul’u gezerek oluşturduğu fenomenler, ziyaretçilerin dikkatine sunulmuş. ‘ Burada arkasından konuşulması mümkün olmayan bir şehirle yüz yüze konuşmaya geldik.’ Diyen sanatçılar algının anı, belleğin ise imgeyi getirdiğini düşündüklerinden fotoğraf çekmemişler, imgeyi seçmişler. Bu sergi, onların zaman zaman hüzünlü, zaman zaman mırıldanarak dertleştikleri objelerle oluşturdukları eserleri konuklara sunuyor. Eserlerin güzelliğinden çok yapılışları, kullanılan malzemeler (Eski fotoğraflar, eski kitap sayfaları, cetveller, kağıttan gemiler, teneke kutulardan yapılan helikopterler vb..9) dikkati çekiyor. Eserleri detaylarıyla incelediğimizde bazen hüzünleniyor, bazen kendinizi içinizden konuşurken buluyorsunuz.

İstanbul’un 8 sekiz semti için Cihat Duman’ın 8 farklı edebi türde yazdığı 8 kısa yazı ve Mehmet Erdener’in 8 farklı mekansallaştırması sergide yer almaktadır. Bazen alışılmadık objelerle, alışılmadık sözlerle karşılaşınca insan kendini şaşkın hissedebiliyor. İşte bu sergide insanı şaşırtan bir sergi...





















11 Nisan 2019 Perşembe

GEZİ-ARAŞTIRMA YAZISI 'KALAMIŞ'

                                 HUZUR'UN EVİ KALAMIŞ



Kalamış, benim evim, doğup büyüdüğüm yer. Gözümü açtığım günden beri havasını soludum, parklarında oynadım, okullarına gittim ve her mevsimini içime sindire sindire yaşadım ve yaşamaktayım. 

Bence, insan önce yaşadığı yerde turist olmalı, yeni bir yeri keşfeder gibi binlerce kez adım attığı kaldırımları, onların altında yaşanmış olanları araştırmalı ve yuvasını tanımalı. İşte bu hislerle araştımaya başladım Kalamış'ı.
Kalamış, İstanbul'un Kadıköy ilçesinin bir semtidir. Kalamış semti ismini; Rumca 'Kamışlık','sazlık' anlamına gelen Kalamissia sözcüğünden dönüşerek almıştır. Çünkü 65-70 yıl önce Kalamış, sazın ve kamışın çok sayıda yetiştiği bir yerdi. Günümüzde ise Kalamış İstanbul'un en zarif ve insanlara keyif veren bir semtidir. Kalamış'ta onlarca tarihi eserden bir tanesi de Aya İrini Ermeni Kilisesi'dir. Günümüzde kilise ziyarete kapalıdır. Kullanım adıyla Aya Yani Klisesi’ ni pek az kişinin bildiği gibi, Kalamış’ın en eski adının ‘’Ötrope’’ olduğunu günümüzde kaç kişi bilir acaba?

 

Batı Roma İmparatorluğu döneminde günümüzde İstanbul’un Anadolu yakasında Kızıltoprak ile Fenerbahçe arasında Ötrope  isminde bir liman varmış.  İmparator Theodosius döneminde Ötropius  isminde Ermeni asıllı hadım bir köle imparatorun ve oğlunun güvenlerini kazanmış ve büyük etki yaratmış.Aynı yıllarda Ötrope koyunda imparatorluğun önemli bakanlarından Rufinus  güzel sarayında yaşar, sarayının kilisesinde de ibadet edermiş.Fakat imparator tarafından sevilse de, Rufinus her nedense, Ötropius'un düşmanlığını kazanmış, imparator ölünce yerine oğlu hükümdar olmuş, bu fırsattan yararlanan Ötropius Rufinus’un ölümüne neden olarak sarayını ele geçirmiş.

Ötropius  ele geçirdiği güçle halka çok zulüm edince önce sürgüne gönderilmiş, sonra da kendi adıyla anılan Ötrope’de idam edilmiş (399). ÖTROPİUS'un Kalamış'ın neresinde öldürüldüğü bilinmemekle beraber bu limana tarih boyunca Ötrope Limanı denildi.

Ayrıca Ötrope bu bölgede yaşayan Ortodoks Hrisostomos’u çok sever, onu hep kayırır, bu nedenle o dönemde Hrisostomos’un ayazması ve kilisesi ziyaretçilerle dolup taşarmış. Ne var ki, Ötrope zamanla halka zulüm ettiği ve çok kan döktüğü için MS 399’da Kalamış’ta idam edilmiş. Kalamış dendiğinde hepimizin aklında önce ‘’huzur’’ gelse de, aslında büyük bir vahşetin yaşandığı mekanlardan biriymiş tarihin o döneminde. Cimriliği nedeniyle askerleri tarafından pek sevilmeyen İmparator Maurikos karısı Konstantin ve oğulları Tiber, Pier, Pol, Justen, Justinyen ve kızları Anastasya, Theoktistor ve Kleopatra, askerlerin tahta geçirdikleri şeytan ruhlu Ortodoks Fokas tarafından Fenerbahçe-Kalamış sahilindeki kayanın üzerinde başları kesilerek vahşice katledilmişler, sonra da Eyüp’te gömülmüşler. Kalamış’ta yaşayan Rumlar’ın yaşlıları bu kayayı hala uğursuz görürmüş.

Kalamış Aya İriniKilisesi, 1875 yılında inşa edilmiş ve tarihi 1555 yılına kadar uzanır. Kilise'nin yan tarafında ise 12 metre derinliğinde bir kuyu vardır. Elektrerios Eleftyeriadu isminde Rum bir vatandaş, kuyunun yanına mermer bir tekne yaptırmıştır. Mermer tekne, kabartma nakışlarla süslenmiş ve ortasına Aya Yani' nin kesik başını temsil eden bir figür konmuştur. Sonrasında kuyu, Aya Yanis Ayazması olarak bilinmiştir ve 1947 yılında kilisenin yan tarafına demir çubuklardan bir çan kulesi yapılmıştır.

Bizans devrinde tarihe geçmiş bir başka olay daha vardır:

SAINT JEAN 344 yılında Antakya'da doğmuş, çok güzel konuştuğu için "altın ağızlı" anlamına gelen Chrysostome adı verilmişti.
Grek Kilisesi'nin babası olan SAINT JEAN yapmak istediği dini reformlar nedeniyle İmparatoriçe EUDOXİE'nm düşmanlığını kazanmış, sürgün edilerek Kalamış'a gönderilmişti. SAINT JEAN burada öldü ve aynı yerde gömüldü.

Aradan yüz yıla yakın bir zaman geçmiş, EUDOXİE ölmüş, oğlu THEODOS hükümdar olmuştu. 430 yılında altın kaplamalı, üç sıra kürekti bir kadırga Kalamış Koyu'na girdi ve SAINT JEAN'ın kemiklerini alıp, Saint Apotres Kilisesi'nin bulunduğu başkente götürdü; Apotres Kilisesi Fethiye Camii'nin karşı tarafında idi.MAURİCUS ve bütün ailesinin feci sonlarının geçtiği Kalamış'ta daha önceki yıllarda JUSTİNYANUS'le THEODORA'nın tarihe geçmiş büyük aşkları da yaşandı (540).
JUSTİNYANUS eşi THEODORA için Fenerbahçe'de bir saray ve sarayın yanında Teodokas (Meryem Ana) Kilisesi'ni yaptırmış, iki tane de mendirek inşa ettirerek İstanbul tarafındaki Bizans Sarayı ile bağlantısını kurmuştu. THEODORA yılın büyük bir kısmını Fenerbahçe'deki sarayda geçirir, fırtınalı havalarda şehirden gönderilen ihtiyaç maddelerinin saraya eriştirilebilmesi için çekilen güçlüklere aldırış bile etmeden kalabalık maiyeti ile Fenerbahçe'de yaşamaya devam ederdi.
THEODORA ile Fenerbahçe'de muhteşem bir devir başlamış, gelip giden kadırgalar Kalamış Koyu'na inanılmaz bir canlılık getirmişti.

THEODORA zamanında Kalamış Koyu'na yapılan mendireklerden birinin kalıntısı üzerine CELAL BAYAR döneminde yeni bir mendirek yapıldı. Diğeri ise Galatasaray Spor Tesisleri yapılıncaya kadar duruyordu. Kalın, büyük dikdörtgen taşlardan yapılmış olan bu mendireğe halk "Taşiskele" adını takmış, Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki yıllarda Fenerbahçe vapur iskelesi olarak kullanılmıştı. Köprüden kalkan vapur, Moda ve Kalamış'a uğradıktan sonra Fenerbahçe'ye de gelir, oradan Caddebostan'a giderdi.

Üzülerek söylemek gerekir ki; bu tarihi mendirek Galatasaray Spor Tesisleri yapılırken beton yığınları altında kaldı ve böylece THEODORA döneminin en önemli kalıntısı da yok oldu.

Galatasaray Spor Tesisleri'nde dolaşırken ve kayalardan denizi seyrederken acaba tüm bu tarihi bilseydim bugün aynı kayalıklardan denize bakarken bu denli acı bir huzur hissedermiydim?

İŞGAL GÜNLERİNDE KALAMIŞ 

1919-1923 yılları arasında İngilizler, Fransızlar, kısmen de İtalyanlar tarafından işgal edilen İstanbul kara günler yaşamakta idi.Türk milleti büyük bir suskunluk içinde mukadderatını düşünürken bazı azınlıklar sevinç ve mutluluklarını, hayatlarının en tatlı günlerini yaşıyorlardı.

Kalamış ve Fenerbahçe'de Türkler pek azdı. Rumlar ise çoğunluğu teşkil ediyordu. İskeleye inen yolun iki tarafındaki Rum meyhanelerinde laternalar çalınır, Rumca avaz avaz şarkılar söylenirdi. Memleketin istilaya uğradığı bu yıllarda Kalamış bir zafer havası ile çalkalanıyor, taşkınlıklar ayyuka çıkıyordu. Koyda kurulan Karantina isimli balık dalyanı LUKA adında bir Ruma aitti. Askeri lojmanların önündeki Salistra, Ragıp Paşa Köşkü'nün önündeki Şapka dalyanları da LUKA'nındı. LUKA'dan sonra oğlu RALLY KARABOKULOS'a kalmış, yıllarca gene Rumlardan oluşan tayfalarla onun tarafından işletilmişti. Karada ve denizde Rumların ve Rumcanın hüküm sürdüğü bu yıllarda, haftada bir gün Kalamış İskelesi'ne 61 sayılı gri renkli bir vapur yanaşır, ellerinde Yunan bayrağı taşıyan izci elbiseli çocuklar, takımlar halinde karaya çıkıp, Fenerbahçe'ye gider orada piknik yaparlar, Ruhban Okulu'nda eğlenirlerdi.

İzciler Kalamış'tan Fener'e doğru yürürlerken çevrede oturan yerli Rumlar arasında yol kenarlarında sıralanıp kafileyi alkışlayanlar olduğu gibi, koşup Yunan bayraklarını öpenler de olurdu.
Bir müddet sonra 61 numaralı vapura 65 sayılı gemi de eklenmiş, yaz aylarında bu iki vapur azınlık izcilerini her hafta Kalamış'a taşımıştı.
İşgal orduları 6 Ekim 1923'de İstanbul'u terkedince, bu izci teşkilatı önce kayıplara karıştı, sonra da dağıldı.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk 23 Nisan 1920' de TBMM'yi açarak, 99.yılını kutlayacağımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı'nı bütün dünya çocuklarına armağan etti. İşgal döneminde Kalamış'ın sokaklarında dolaşan Rum izci çocukların ruhları hala bu sokaklardamıdır bilinmez ama 99 yıldır Türk çocukları bütün dünya çocuklarıyla Kalamış'ın parklarında huzurla oynamaya davetlidirler ve benim ilkokul çağlarımdan hatırladığım; dünyadaki kardeş okullardan çocuk bayramında Kalamış'a gelen ve parklarda birlikte oynadığımız çocuklardır.

Ne mutlu Kalamış'ta huzuru bulan tüm çocuklara ve çocuk ruhunu taşıyan yetişkinlere...